« Önceki |

15/3/2009

Çalışmayı Ertelerken Aslında Hayatı Ertelediğinizin Farkında Mıs

Çalışmayı Ertelerken Aslında Hayatı Ertelediğinizin Farkında Mısınız?

      Sabahın bir köründe alarmınız çalar, önce on-on beş dakika ardından kesmez, yarım saat sonrasına ertelersiniz. Sekiz yerine on birde uyanmak fazla birşey götürmemiştir (!) sizden... E bu kadar güzel uykunun ardından mis gibi kızarmış ekmekle güzel bir kahvaltı hazırlarsınız kendinize. Tabii ki televizyon eşliğinde... İşin içine televizyon girince zaten o kahvaltının bir buçuk saat sürdüğünü söylemeye gerek yok. Sonra tam dersin başına geçecekken “Dur bir maillerime bakayım” deyip beş dakikalığına (!) bilgisayarın başına geçersiniz. Aaa, en sıkı arkadaşlarınız da sizin gibi düşünüp maillerine bakıyorlar, tabi msnleri açık bir şekilde. Naber, nasılsın, faslından sonra usulen dersler hakkında üç beş cümle kurulup, sonrasında kim ne yapmış, raporlar alınıp verilir. Eğer ki erkekseniz bu süre internet üzerinde oyun oynamanız dahil 2 saat sürer. Bayansanız msnde konuşma, astroloji yorumları, burç uyumları, kozmetik ürünleri hakkında fiyat araştırması dahilinde 3,5 – 4 saati bulur. “E ayıp oldu, kalkıp ders çalışayım” derken gelir çatar öğlen yemeği. Akşam üzeri üç sularında yenilen öğlen yemeğinin ardından ağırlık çöktüğü için dışarı çıkıp hava alma, televizyon karşısına çöreklenme, telefonda arkadaşlarla geyiğin belini kırma gibi seçeneklerden bir ya da bir kaçı seçilir ve derhal uygulamaya sokulur. Artık akşam olmuştur. Sıkıntıdan ders çalışmak yerine minimum ıvır zıvırlarla ilgilenmeye başlarsınız. Akşam başınızı yastığa koyduğunuzdaysa:“Gerçekten çok yorucu bir gündü. Ders çalışmaya hiç vaktim olmadı. Ama yarın kesinlikle sekizde kalkıp bilmem kaç soru çözeceğim.” dersiniz.

      Ertesi günü anlatmama gerek var mı? :-)

      Aslında Sorunun Büyük Kısmı İşe Başlamakta....

      Hani elleri öpülesi atalarımızın bir sözü vardır ya başlamak tamamlamanın yarısıdır, diye, kesinlikle katılıyorum. Televizyonun ya da internetin başından kalkıp masaya oturana kadar verdiğiniz savaş zaten çok büyük. Hele bir de oturursak... İşte o zaman zihnimizdeki bahanelerin bir çoğunu zaten saf dışı bırakmış olursunuz.

      Bahane Yok Hocam...

      ‘On dakika sonra kalkarım’ gibi cümlelerle kendinizi anlık rahatlatırsınız belki, peki ya sonra? Sonrasında ardı arkası kesilmeyen sürüsüne bereket bir sürü bahane izler:

 * Biraz dışarı çıkıp arkadaşlarla dolaşayım sonra çalışırım. 
 * Bugün çok yorgunum, yarın çalışırım. (hatta siz yarın da yorgun olursunuz, öbür güne atın dersleri) 
 * Önce bir kaç saat müzik dinleyim, sonra çalışırım. 
 * Sudenaz’la konuşayım, ondan sonra dersin başına otururum. 
 * Sınava daha dört ay var. Ohooo, ben o zamana kadar hatim ederim kitapları. Ama önce biraz uyku...

      Bahaneler bitmez... Bir gün hayalleriniz, hedefleriniz biter hatta Öss üzerine bütün ümitleriniz biter –ki bunu kesinlikle istemeyiz- yine bahaneleriniz bitmez. Bitmeeezzzz....

      Zamanında, düzenli çalışmanın yerini hiçbir şey tutmaz. Yıllarca düzenli çalışıp, her derse tam takır bilgi dolu olarak giren biri olarak söylemiyorum. Vakti zamanında sınava bir gün öncesinden sabahlayarak çalışan bir öğrenci olarak söylüyorum. Ben bunun acısını çekip, doğru şekilde çalışma tekniklerini öğrenene kadar at alınıp Üsküdar çoktan geçilmişti.

      Ben ettim siz etmeyin diye yani... :-)

      Bununla birlikte şunu da eklemeliyim ki, ertelemenin bir alışkanlıktan öte bir hastalık olduğunu anladığımda ve erteleme üzerine kurduğum bahaneleri bir bir çürütmeye başladığımda, hem daha başarılı olabileceğimi hem de ruhsal anlamda daha mutlu olabileceğimi farkettim. İşte yumurtanın kapıya dayandığı anlarda kim bilir kaç yumurtayı heba ettim üç beş dakika daha fazla tembellik yapmak için? Sadece bir tavsiye benimkisi... Kendiniz yıllar sonra ertelemenin ne kadar kötü sonuçlar doğurduğunu farkedeceğinize buyrun benim deneyimimden yararlanın. Aramızda lafı mı olur yani? 

      İçimizdeki Tembel Tenekelere Dikkat!

      Hepimizin içinde, evet, istinasız hepimizin içinde tembel bir çocuk vardır. İçimizdeki tembel çocuk, bizim o işi ertelememiz için elinden geleni yapar. Amacı kısa süreliğine de olsa rahatlığımızı sağlamaktır. (Ya da o, öyle olacağını sanmaktadır.)

      İşte siz de içinizdeki bu tembel çocuğun sözlerini dinlerseniz bir süre sonra sizi kendilerine benzetmeye başlarlar. Ki ben, benimkinin sesini mümkün olduğunca kıstım  Şimdi kafam rahat, kendi işime odaklanabiliyorum. Arada bir ufak tefek kaçamaklar elbetteki olacaktır. Bununla birlikte bilmenizde fayda vardır ki içinizdeki tembel çocuk için ilerde doktor olmanızın, ÖSS’ye girecek olmanızın, başarılı bir mühendis olmak isteyişinizin hiçbir önemi yoktur. Onun için önemli olan üç beş arkadaşla iyi vakite geçirmek, televizyon seyretmek, chat yapmak ve bunun gibi şeylerden ibarettir.

      Sonradan üzülüp pişman olmak istemiyorsanız o çocuğun sesini kısmayı öğrenin. Yoksa daha sonrasında KEŞKE’li bir hayata geçmiş olacaksınız. Sonra sürekli erteleyip de yıllar sonrasında pişman olan ve bu pişmanlıklarını hep aynı kelimeyle başlayan cümleler dizisine getiren muazzam kalabalıktaki yerinizi büyük bir başarıyla almış olacaksınız. O kelimeyi mi merak ediyorsunuz? İşte cevabı: KEŞKE...

 * Keşke zamanında erken kalksaydım da dersleri kaçırmasaydım. 
 * Keşke daha fazla soru çözseydim. 
 * Keşke televizyona/internete dalmak yerine ders çalışsaydım. 
 * Keşke ÖSS’yi daha ciddiye alsaydım. 
 * Keşke şöyle yapsaydım, keşke böyle yapsaydım.... 
 * Keşke oğlu keşke...

      E yapsaydın kardeşim, seni kim engelledi? (Aslında kimin engellediğini ikimiz de biliyoruz da... Neyse...)

      Yok İlle De Bu Çocuğun Sözünü Dinliyorsanız...

      İlle de içinizdeki bu tembel çocuğu dinliyorsanız, gelecek hakkındaki planlarınızı, sizin için birer hedef olacak hayallerinizi çöpe atıyorsunuz demektir. Anlık zevklerinizi uzun vadeli planlarınıza tercih ediyorsunuz demektir. Yıllar sonraki 'KEŞKE'lerinizi şimdiden hazırlıyorsunuz demektir. Hayatınızı üç beş ucuz bahaneye erteliyorsunuz demektir 

       Bu, aslında o kadar çok şey demektir ki...

      Son söz olarak, erteleme üzerine araştırma yaparken bir makaledeki dipnot çok dikkatimi çekti ve beni çok güldürdü, onu sizlerle paylaşmak istiyorum:

      Eğer ertelemecilik sizin için bir yaşam biçimi haline gelmiş ise ve bundan vazgeçmeyi düşünmüyorsanız, sizin için bir organizasyon var. Amerika'da 43 yıl önce kurulan Proscrastinators' Club. Klüp üyeri, birbirlerinin yılbaşlarını Temmuz'da kutluyor. Üye olmak için üyelik formunuzu doldurmamanız ve geri göndermemeniz yeterli :-)

      Keyifli bir gün geçirmeniz dileğiyle...

 

Özge BAYRAM
NLP Master Prac.

www.yetenek.com

15/3/2009

Başarının sırrını açıklayan ayet!

Başarının sırrını açıklayan ayet!
Dr. Muhammed Bozdağ
Toz gibi yumurtadan çıkan minik bir yavrunun hayatına dikkatinizi çekeceğim. Altıgen bir kutunun içerisinde dünyanın en özel sütüyle sürekli beslenir. On binlerce kardeşiyle birlikte kendisine dadılık yapan işçiler yetişinceye kadar on bin kez doyurulur. Bu hızla altı günde ilk ağırlığının 1500 katına ulaşır.
Kutusundan çıkar çıkmaz, kimseden ders almadan ve boş beklemeden yuvasındaki atık maddeleri dışarıya taşır ve yuvayı yeni kardeşleri için temizler. Önce vücudunun salgıladığı mikrop öldürücü sıvıyı yuvaya sürer. Ardından da yeni doğan binlerce kardeşleriyle uyum içinde kanatlarını vantilatör gibi çırparak içerdeki kirli havayı dışarıdaki temiz havayla değiştirir.
Hayatı yeni başlamıştır ve son nefese değin durmayacak, yavaşlamayacaktır. Kovan içinde veya dışında, ilahi plan kendisine hangi görevi vermişse onu gerçekleştirmek üzere sürekli çalışır. İnsanlara bir kilo bal bırakabilmek için 40 bin kardeşiyle birlikte 6 milyon çiçeği dolaşır. Bir kilo bal uğrunda yüz bin km kanat çırpmayı, ya da dünyanın etrafında 7 defa dönmeyi göze alır.
Bal arısı çalışkanlığı sayesinde adını tarihe yazdırmış, insanların hayatında yer ve rol edinmiştir. İnsan da benzer biçimde İnşirah suresinin sonundaki ilahi emre tam uysa adı tarihe altın harflerle yazılır. Dertlerden kurtulur, huzur bulur. Başarının efendisi olur.
Başarımızı arttırmak ve hayatımızdaki değerleri yükseltmek istiyoruz. Bu yolda bize yol ve yordam sunacak eserler arıyoruz. Ancak son zamanlarda televizyonun ve internetin getirdiği eylemsiz, girişimsiz hayalcilikten sıyrılamıyoruz. Hele de anne babalarımız bizi koruyup besledikçe de cam fanus içerisinde hayatın çilelerinden mahrum büyüyoruz. Derken ergenlik çağı geçiyor ve ansızın yaşadığımızı, omuzlarımızda büyük bir sorumluluk bulunduğunu fark ediyoruz.
Önce kolay ve bedavadan yollar arıyoruz. Alın terinin değerini keşfedemeyenler piyangoyla, at yarışıyla hayata tutunabileceklerini sanıyorlar. Derken akıllı gibi görünerek başta türlü hayalciliklere kapılıyoruz. “Başarıyı hayal etmeyi başarının yeter şartı sayan” kitapların büyüsüyle bodruma çekilip hayal kurmakla hedeflerimize ulaşacağımızı sa nıyoruz. Sihir gibi, hokus pokus yoluyla… Sonra da insanı yaratıcı yerine koyan sırlı, çekimli, kuantumlu formüllere inanıyor, yıllar içinde bir arpa boyu yol alamıyoruz. Biz böyle hayallerle oyalanırken hayat ayaklarımızın altından akıp gidiyor.
Küresel aktörlerin istediği budur. Kendi elitleri dışındaki toplulukları sürü yerine koyuyorlar. Sürüler düşünmemeli, sadece onlara hizmet için çalışmalı, dönen dolapları anlamamalı, boş hayallerle oyalanmalı. Sürüler sadece taklit etmeli, çılgınca tüketmeli, borç içerisinde kavranmalı, özgün bir sanata, ciddi bir beceriye sahip olanlarsa mutlaka kendi küresel değerlerine boyun eğenler arasından çıkmalı.
Küresel güçlerin pazarladığı her şey o güçlerin saflarını güçlendirmeye hizmet ediyor. Biz de başardığımızı kazandığımızı sanarak oyalanıyoruz ve yıllar sonra perdeler çekilince soyulduğumuzu anlıyoruz.
Bir sır arayana benim verebileceğim sır iki kanattır: Hikmetine uygun şekilde üretmek için çalış ve gerektiği gibi dua et. İste ve hakkıyla çırpın. Dua ve çalışma başarı güvercininin iki kanadıdır.
Hayatta yeterince başarılı olabilecek misiniz? İnsanların dünyasına muhteşem katkılar sunabilecek misiniz? İyi şeyler üretmek istemiyorsanız, yeşeren çekirdek olmak istemiyorsunuz demektir. Öyleyse ya ekildiğiniz toprakta, ya da sizi yiyen bir kuşun midesinde çürüyüp yok olursunuz. Değerinizi beslemek istiyorsanız yapacağınız bellidir:
-Hayatınızdaki tüm gereksiz meşguliyetleri çıkarıp atın.
-Başarının sadece alın terinden geçtiğini onaylayın. Alın terinizi katmadığınız başarının onurunu üstlenemeyeceğini kabul edin.
-Erken kalkın ki dünya erken kalkanların malıdır.
-Asla boş oturmayın. Ne televizyonun, ne bilgisayarın karşısında ne parkta, ne otobüste, ne kuyrukta… Hiçbir yerde bir dakika bile boş durmayın. Boş durmak, faydasız bir iş yapmaktır.
-Boş dakikalarınızda yapabileceğiniz faydalı işler, hobiler listesi oluşturun.
-Yapacak hiçbir iş bulamıyorsanız yürümek, gülümsemek, derin solumak, hatta salonu dağıtıp düzeltmek de bir iştir. Yapacak iş bulamamak imkânsızdır. Çevrede milyonlarca iş varken boş duran kimseyi suçlamasın.
-İlle de işi başkası vermek zorunda değil. Kendinize iş yapın. Siz de bir gün kendi işinize ücret ödeyebilir hale gelirsiniz.
-İşleriniz arasında saat başı 5-10 dakika kaslarınızı gevşetmek ve zihninizi boşaltmak için durun. Ancak en iyi dinlenmenin yolunun da farklı biçimde çalışmak olduğunu unutmamalısınız.
İnsanı çok çalışmak bir yorarsa, boş oturmak on yorar.
Çalışarak ilerleyeceksiniz ve attığınız her adım sizi yeni bir kapının önüne getirecek. Siz ilerledikçe yeni yollar açılacak. Çalışmaya alışmanızın sonunda,
-Akşamınıza gönül huzuru içerisinde uyumaya hazır ulaşacaksınız.
-O günkü iş ve üretim hâsılanız kalbinizi coşturacak.
-Yaşamanın, kendini gerçekleştirmenin evrende varlık, etki ve iz oluşturmanın değerini kavrayacaksınız.
-Sevilen meşguliyetlerle en ciddi hastalıkların bile iyileşebildiğini fark edeceksiniz.
-Vücudunuzdan toksinleri, zihninizden düşünce virüslerini atmış olacaksınız.
-Basit kafalarla ve dedikodularla kıvranan doyumsuz ve tatminsiz insanlarla aranızda uçurumlar oluşacak.
-Üretiminiz ve birikiminiz hızla artacak, başarınız geometrik katlanacak.
-Varlığınız insanlığa rahmet olacak ve vesilenizle çok sayıda insanın ıstırabı dinecek.
Edison’a başarısının sırrını sormuşlar da yüzde birini zekâyla, yüzde doksan dokuzunu çalışmayla ilişkilendirmiş. Çalışmaya köle olan başarıya sultan olur. İşte başarının sırrını açıklayan o ayet: “Bir işten boş kaldın mı hemen diğer işe giriş.” (Kur’an: İnşirah, 7-8)
Çalışmanın coşkusunu keşfetmek muhteşem bir ilahi lütuftur. Şükürsüz gönüller çalışmaktaki lezzetleri tadamıyorlar. Herkesin çalışmanın coşkusunu keşfetmesini dilerim.

3/11/2008

Kişilik Testi

Aşağıdaki test birçok profesyonel kuruluş tarafından insanların iç
dünyalarını ve insanlarla ilişkilerini değerlendirmek için kullanılmaktadır.

Testin sonuç kısmına bakmadan hemen çözmeye başlayınız. Cevapları geçmişinize göre değil, şimdiki durumunuza göre veriniz.


1-)Kendinizi ne zaman en iyi hissedersiniz?
a)Sabahları
Ögleden sonra ve akşama dogru
c)Gecenin ilerleyen saatlerinde

2-)Nasıl yürürsünüz?
a) Hızlı ve uzun adımlarla
Hızlı ve kısa adımlarla
c) Normalden yavaş ve etrafa bakınarak
d) Yavaş ve başı eğik
e) Çok yavaş

3-)İnsanlarla konuşurken
a) Kollarımı göğsümde katlamış olarak dururum
Ellerimi sıkarım
c) Bir veya iki elimi belime koyarım
d) Konuştuğum insanlara dokunur veya ittiririm
e) Kulağımla oynar, çeneme dokunur veya saçımı düzeltirim.

4-)Dinlenirken nasıl oturursunuz?
a) Dizler katlanmış ve bacaklar birbirine bitişik olarak
Bacaklar çaprazlanmış olarak
c) Bacaklarımı uzatarak
d) Bir bacağımı altıma katlayarak

5-)Çok hoşunuza giden bir şey olduğunda ne yaparsınız?
a) Büyük bir kahkaha atarım
Gülerim ama fazla sesli değil
c) Bir kerelik gülerim
d) Sessizce gülümserim

6-)Bir partiye veya sosyal etkinliğe katıldığınızda
a) Herkes sizi fark edecek şekilde gürültülü bir giriş mi yaparsınız?
Sessiz bir giriş yapıp etrafınızda tanıdığınız birilerine mi bakınırsınız?
c) Çok sessizce girip kimsenin sizi fark etmemesine mi gayret edersiniz?

7-)Çok zor bir işe dikkatinizi vermişken rahatsız ediliyorsunuz.Ne yaparsınız?
a) Bölünmeyi memnuniyetle karşılarım
Aşırı derecede rahatsız olurum
c) Belli olmaz.Bu iki uç arasında değişken davranışlar gösteririm

8-)En çok hangi rengi seversiniz?
a) Kırmızı veya portakal rengi
Siyah
c) Sarı veya mavi
d) Yeşil
e) Koyu mavi veya mor
f) Beyaz
g) Kahverengi veya gri

9-)Yatakta uyumadan önceki birkaç dakikada..
a) Sırt üstü yatıp uzanırsınız
Karnınızın üstüne yatıp uzanırsınız
c) Hafif kıvrılmış olarak yan tarafınıza yatarsınız
d) Başınızı bir kolunuzun üzerine koyarsınız
e) Başınızı yorganın altına kapatırsınız

10-)Rüyanızda genellikle..
a) Düşersiniz
Kavga eder veya tartışırsınız
c) Birilerini veya bir şeyler ararsınız
d) Uçar veya yüzersiniz
e) Genelde rüya görmezsiniz
f) Rüyalarınız daima hoştur

PUAN HESABI
1-)
a)2
4
c)6

2-)
a)6
4
c)7
d)2
e)1

3-)
a)4
2
c)5
d)7
e)6

4-)
a)4
6
c)2
d)1

5-)
a)6
4
c)3
d)5
e)2

6-)
a)6
4
c)2

7-)
a)6
2
c)4

8 -)
a)6
7
c)5
d)4
e)3
f)2
g)1

9-)
a)7
6
c)4
d)2
e)1

10-)
a)4
2
c)3
d)5
e)6
f)1

Şimdi Puanlarınızı Toplayınız..

60 Puan ve Üzeri
İnsanlar sana kırılgan bir eşya muamelesi yapıyorlar. Kibirli, bencil ve aşırı baskın birisi olarak görülüyorsun. İnsanlar size hayranlık duyup sizin gibi olmak isteyebilirler ama size her zaman güvenmezler ve sizinle çok yakın ilişkide olmaktan kaçınırlar.

51 - 60 Puan
insanlar sizi heyecan verici, havai, düşüncesiz yapıda, doğal liderlik
özellikleri olan, her zaman doğru olmasa da hızlı karar veren birisi olarak tanırlar. Seni cesur, maceraperest birisi olarak tanırlar; her şeyi bir kez denemek isteyen, macera yaşamak için fırsatları kaçırmayan birisi.. Yaydığınız heyecandan dolayı insanlar sizinle ayni iş yerinde yasamaktan zevk alırlar.

41 - 50 Puan İnsanlar sizi taze, canlı, çekici, eğlendirici, pratik ve daima ilginç
birisi olarak görürler; her zaman ilgi odağı olan ama çok aşırıya kaçmayacak kadar da dengeli birisi.. İnsanlar sizi ayrıca iyiliksever,
düşünceli, anlayışlı ve kendilerini neşelendiren ve rahatlatan birisi
olarak tanırlar.

31 - 40 Puan İnsanlar sizi mantıklı, ihtiyatlı, dikkatli ve pratik birisi olarak görürler. Sizi zeki, yetenekli ve hünerli ama alçak gönüllü olarak tanırlar. Çok hızlı arkadaşlık kurmayan, ama arkadaşlarına karşı çok sadık olan ve onlardan da aynı şeyi bekleyen birisiniz.

3/11/2008

Olumlu konuşmak !

Yeniden çerçevelendirmek, kendinizle olumsuz konuşmayı olumlu kabule dönüştürmenin bir yoludur.

Olaya farklı bir bakış açısıyla bakabilmeniz için, resmi ya da deneyimi farklı bir çerçeveye yerleştirir. Belirli bir senaryonun olabilecek en kötü şeklini kafanızda canlandırın. Örneğin, şirketin bir başka şirketle birleşmesinin ardından işten atılacak olursanız ne yaparsınız? Böyle bir durumda size ne olabilir? Böyle bir olayın ardından ne tür yeni fırsatlar oluşabilir? Başka bir deyişle, bir olaya mümkün olduğu kadar çok farklı bir açıdan bakın. Bu konuda neler öğrenebilirsiniz? Felaket gibi görünen bir olay, şaşırtıcı derecede yeni fırsatlar içerebilir. Korkunç bir hata gibi görünen bir şey, öğrenmek için büyük bir imkan olabilir.

Ayrıca kendinizi nasıl haklı çıkarabileceğinizi düşünün. Kendinize güven ve destek verin. Kendinizle olumlu ve yapıcı konuşma pratik yapmayı gerektirir; bu, başlarda biraz zor görünebilir. Ama yapmaya devam edin. Kendi kendinize iyi olduğunuzu, bunu başaracağınızı ve bu yükselmeyi hak ettiğinizi telkin edin. Gerektiğinde kendinize güvenin. Olumlu alternatifler giderek güç kazanacaktır, çünkü gerçekte onlar çok daha fazla etki uyandırır.

3/11/2008

En zayıf yönünüz nedir ?

İnsan Kaynakları uzmanından gelen yanıtsa kaçınılmazdır: "Bu bana pek zayıf bir yön gibi gelmiyor. Gerçek zayıf yönünüz hakkında bilgi verir misiniz?"

İş görüşmesi yapan kişinin sizi zorlaması, görüşme sırasında yaşanan zor anlardan biridir. Ancak o da tıpkı sizin gibi görüşmenin sorunsuz bir şekilde ilerlemesini ister ve karşısına bir engel çıktığında rahatsız olur.

Kariyer uzmanı Linda Matias’a göre en zayıf yönünüz sorulduğunda yapmanız gereken en iyi şey doğruyu söylemektir. Ancak tüm zayıf yönleriniz de ortaya dökmeniz de gerekmez. Yapmanız gereken en akıllıca şey, işi yapmanıza engel olacak bir alan dışındaki zayıf yönünüzden bahsetmektir. Ayrıca bu yönünüzü düzelmeye çalıştığınızı da söylemelisiniz.

İnsan Kaynakları uzmanları, adayların bu tatsız soruya çok da istekli cevap vermediklerini bildiklerinden, çeşitli yollarla ve sorularla bu sorunun cevabını almaya çalışırlar.

Zekice sorulmuş "en zayıf yönünüz" soruları

· Hepimizin işimizde yapmak istemediği görevleri vardır. Sizin günlük yaşantınızda yapmaktan hoşlanmadığınız sorumluluklar neler? Görüşmeci karşısındakini rahat hissettirmek için "biz" dilini kullanır. Böylece arkadaşça bir ortam yaratarak savunmanızı indireceğinizi düşünür.

· Yöneticinizle yaptığınız son performans görüşmesini düşünün. Geliştirmeniz gereken alanlar hangileriydi? Daha önceki işyerinizdeki performans görüşmelerinizde, geliştirmeniz gereken yanlar konuşulduğunu bir İK uzmanı mutlaka bilir. Bu yolla son değerlendirmenizdeki zayıf yönlerinizi öğrenmek ister.

· Beklediğiniz gibi yürümeyen bir projenizden bahseder misiniz? İnsan Kaynakları uzmanları bilirler ki adaydan bir hikaye ya da olay anlatması istendiğinde daha rahat ve açık olabilirler. Konuştukça daha fazla yönünüzü ortaya çıkaracağınızı düşünürler.

· Çalışmanızda hangi alanın daha verimli olabileceğini düşünüyorsunuz? Bu "En zayıf yönünüz nedir?" sorusuna çok benzer bir sorudur. Ancak İK uzmanları, sorunun soruluş tarzından dolayı kendinizi daha az tehlikede hissedeceğinizi, böylece daha kolay yanıt verebileceğinizi düşünürler.

İş görüşmesi sırasında hassas bilgiler vermek isteseniz de istemeseniz de, görüşmeyi yapan kişi bu bilgilere ulaşmak için elinden geleni yapacaktır. Hazırlıklı olun.

                                                                                                                                    Berna Çetin